Ana içeriğe atla

Depresif hissetmemizde geçmişi tekrar tekrar düşünmemiz etkili olabilir mi?

Acaba günlük hayatımızın ne kadarlık kısmını geçmişteki hesaplaşmalarımıza ayırıyoruz? Veya geçmişteki pişmanlıklarımız, acabalarımız ne sıklıkla zihnimize geliyor?

İşin can alıcı kısmı şudur ki: geçmişi ne sıklıkla düşünürsek düşünelim, günlük enerjimizden ne kadarını geçmişi düşünerek harcarsak harcayalım geçmişte yaşadıklarımızla hesaplaşmamız çözülmez, geçmişle ilgili düşüncelerimiz zihnimize tekrar gelmekten vazgeçmezler.

Araştırmalar göstermiştir ki depresyondaki kişilerde tekrarlayan biçimde geçmiş hakkında düşünme mevcuttur. Bu düşüncenin ismi ruminatif düşüncedir. Depresyonda karşımıza çıkan tablo geçmişte yaşadıklarımızı tekrar tekrar düşünme, tekrar tekrar hesaplaşma şeklindedir. Bunu geviş getirir gibi düşünmek diye de tanımlarız. Yani aynı düşünce, aynı anı zihinde defalarca kez işlenmeye çalışılır, tekrarlanır ancak herhangi bir neticeye ulaşılamaz, çözümlenmez. Bu geviş getiren düşünme kişiyi depresif ruh haline sokar; geçmişi tekrar tekrar düşünmek daha depresif hissetmemize sebep olur.

Belki birçoğumuzun yaşadığı şudur ki, klinik anlamda depresyon olmasa da, günlük hayatımızda geçmişe takılı kalmak hayat kalitemizi düşürür, andan zevk almamızı engeller. Zihnimizin öyle bir özelliği vardır ki geçmişte hem güzel anılarımız hem de bizi zorlayan anılarımız olmasına rağmen adeta kaderin bir cilvesiymiş gibi olumlu olanı, güzel olan anıyı hatırlamaz, bunun yanında bizi zorlayan anıyı bize sürekli hatırlatır. Bizi tekrar tekrar yetersiz, incinmiş hissettirir ve bugün evimizde rahat koltuğumuzda otururken bizi o anki çektiğimiz tekrar acıya  taşır. İşte o an bize geçmişimiz hep sıkıntılarla dolu, yaşamımız beter bir halde görünür.

İşte tam da duygularımız geçmiş zorlayıcı anılarla şekillenmişken zihnimizin bu zorlayan anıları tekrarlama özelliğini hatırlayalım ve zorlayan anılarımız kadar bize keyif veren anılarımız olduğunu da hatırlatalım ve bugünümüzün tadını çıkaralım.

Yaşadığımız bu anı değerlendirerek kendimize yeni bir geçmiş inşa ederiz. Üç ay boyunca anı değerlendirerek, hayattan şikayet etmeden, geçmiş hesaplaşmalarımızı bir yana bırakarak yaşadığımızda kendimize üç aylık bir hayat doyumumuzun daha yüksek olduğu geçmiş inşa etmiş oluruz. Hayattan keyif almak bizim kendimize olan güvenimizi de yükseltecektir. Çünkü artık geçmiş anılarımızın bizi tekrar tekrar yetersiz hissettirmesine sebep olan o kişi değilizdir. Geçmişi yaşamış, olduğu gibi kabul etmiş, şu anına odaklanmış o kişi olarak kendimize yeni bir geçmiş inşa ederek daha mutlu hissettiğimiz, daha az depresif hissettiğimiz bir gün, bir yaşam ile yolumuza devam ediyoruzdur.

Klinik Psikolog Kevser Ateş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Karşı Gelmeyen Çocuk

Hemen her anne-babanın içten içe istediği şey anne babaya karşı gelmeyen, mülayim bir çocuktur. Anne babanın kurallarını benimsemiş karşı gelmeyen bir çocuğu yetiştirmek karşı gelen, kendi doğrularını direten bir çocuk yetiştirmekten daha kolaydır çünkü. Çocukların yetişkin olana dek özellikle karşı gelme atakları geçirdikleri dönemler vardır. Bu dönemler genelde geçiş dönemleridir: bebeklikten çocukluğa geçtiği dönem ve çocukluktan yetişkinliğine geçtiği dönem. İlki çocuğun tuvalet eğitimi almaya başlağı ve anneyi emmeyi bıraktığı 2 yaş civarına karşılık gelir. İkincisi ise ergenlik dönemidir. Çocukların bu geçiş dönemleri aslında gelişim için kritik dönemlerdir. Çünkü bu dönemler çocuğumuzun bir kimlikten çıkıp diğerini benimsemesini içerir. Ve gelişim her zaman sancılı bir süreçtir. Anne babaya karşı gelmek üzerine konuşacak olursak; karşı gelme de aslında gelişimin bir parçasıdır. Bazen çocuk anne babaya karşı geldiğinde 'ben senin kurallarını istemiyorum çünkü kendi kararlarım...

Anne-Babalarımıza Karşı Sorumlu Muyuz?

Bugünlerde sık duyduğum bir fikir üzerine konuşmak istiyorum. Şöyle ki ruh sağlığı uzmanlığı olan kişilerden bazıları anne babamıza karşı sorumlu olmadığımız, onlara karşı herhangi bir minnet borcumuz olmadığını söylüyorlar. Anne-babamızın bizi dünyaya getirmiş olmakla bize bakmak ve yetiştirmekle sorumlu olduklarını ancak bize yıllarca verdikleri emek karşılığında bizim anne-babamıza karşı hiçbir sorumluluğumuz olmadığı bize verilen emeklerin, yapılan fedakarlıkların sadece onların mecburi olarak yerine getirdikleri şeyler olduğu fikrindeler. Şöyle söyleyeyim: kırmızı ışıkta duran bir araca nasıl teşekkür etmezsek, bu davranış onun zaten yerine getirmesi gereken bir şeyse, anne-babamıza karşı da sorumluluğumuzu böyle değerlendiriyorlar. Bu fikir açıkça bizim kültürümüze aykırıdır. Çünkü Türk kültürü aile kurumuna çok fazla önem verir. Evlatlar yetişkin olsa dahi ailenin birlikteliğini, aile içerisindeki istişareyi ve yardımlaşmayı teşvik eder. Kültürümüzdeki bu yaklaşım kişileri yalnı...

Kadınlarda Dış Görünüş ve Özgüven

Hemen her kadın zaman zaman aynaya bakıp görünüşüne dair bir şeylerin değişmesini istemiştir. Güzel olmak, güzel görünmeyi istemek adeta kadın olmanın bir parçasıdır. Hatta bazen dış görünüşüne dair olumsuz düşünceleri kadınların özgüvenini düşürücü etkiye sahiptir. Bu madalyonun ters tarafından baktığımızda ise bir kadının görünüşüyle barışık olması, sadece kadın olduğu için ona verilmiş olan bir güzellik olduğunun farkında olması onun için mutluluk ve özgüven kaynağıdır. Ergenlik ve genç yetişkinlik dediğimiz dönemde kadınlar için dış görünüşleri ciddi bir uğraş meselesidir. Özellikle ergenlik dönemindeki kızların henüz beden algısı tam olarak oturmadığı için fiziksel görünüşleriyle uğraşlarına çok sık rastlarız. Ergenlik döneminde aslında normal olarak karşıladığımız bu süreç ne yazık ki bazı sektörler tarafından mali amaçlar doğrultusunda sömürülmektedir. Tekstil, kozmetik ve güzellik merkezi adı altında estetik işlem yapan sektörler bunların en başında gelenleridir. Bu sektörleri ...