Anne - babalığın en temel iç güdüsü çocuğunu zarar görmeden büyümesi için her türlü tehlike senaryosundan korumadır. Bu sebeple ebeveynlik yolculuğunda çocuğun hemen her yaşında devam eden süreğen bir endişe duygusu eşlik eder. Özellikle kişilik yapınız biraz daha kaygıya meyilliyse...
Evet, sürekli evladının zarar görmesinden endişeleniyor olmak yorucudur. Hatta endişelerinin bir kısmı gerçekçi değildir. Ancak bugün bizim endişelerimizin çocuğumuz için etkisinin ne olacağını konuşacağız.
Bebekler dünyaya geldiklerinde dünyayı tanımıyor haldedirler. Sadece annelerinin koku ve sesini tanıyorlardır. Bebek, tanımadığı dünyada neyin güvenli olup olmadığını ayırt etmek için anne ve babasının tepkilerini referans alır. Bu, çocukluğunda da böyle devam eder. Çünkü o olayı, kişiyi veya davranışını nasıl değerlendireceğini bilmiyordur henüz. Eğer yeni tanıştığı kişiyle annesi sıcak bir sohbet ediyorsa çocuk o kişiyle daha hızlı iletişim kurar hale gelebilir mesela...
Buraya kadar güzel, hoş... Çocuğumuzun dünyayı anlamlandırmasına yardım ediyoruz. Ancak bazen farkında olmasak da bizim endişelerimiz çocuğumuzu daha kaygılı hale getirebilir.
Gözlemlediğim bir örneği verecek olursam: annesi kaygılı bir yapıya sahip olduğu için okula gitmeden önce 'merdivenlerde dikkat et, sınıftan en son çık, kavgacı tiplerden uzak dur' gibi tembihlere sık sık maruz kalan ve annesinin endişeli haline şahit olan çocuk; sabahları okula gitmek istememeye başlıyor hatta bu isteksizlik kronik baş ağrısı ve ishale sebep oluyor.
Toparlayacak olursak: Doğan Cüceloğlu Hocamızın söylediği gibi çocuk yetiştirmek bizim kendimizi geliştirdiğimiz, yetiştirdiğimiz bir süreç. Kendimizde olan eksiklikleri bazen çocuğumuzun bizde daha güzel olanı görmesi için tamamlamak anne babanın görünmez fedakarlıklarından biri. Kendimiz kaygılansak, endişelensek de çocuğa bunları yansıtmayıp hayata karşı tembihlerimizi çocuğu tedirgin etmeden yapmak çocuğu hayata karşı daha güvenli hissettirecektir.
Klinik Psikolog Kevser Ateş
Yorumlar
Yorum Gönder