Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ya Çocuğuma Bir Şey Olursa!

Anne - babalığın en temel iç güdüsü çocuğunu zarar görmeden büyümesi için her türlü tehlike senaryosundan korumadır. Bu sebeple ebeveynlik yolculuğunda çocuğun hemen her yaşında devam eden süreğen bir endişe duygusu eşlik eder. Özellikle kişilik yapınız biraz daha kaygıya meyilliyse...  Evet, sürekli evladının zarar görmesinden endişeleniyor olmak yorucudur. Hatta endişelerinin bir kısmı gerçekçi değildir. Ancak bugün bizim endişelerimizin çocuğumuz için etkisinin ne olacağını konuşacağız. Bebekler dünyaya geldiklerinde dünyayı tanımıyor haldedirler. Sadece annelerinin koku ve sesini tanıyorlardır. Bebek, tanımadığı dünyada neyin güvenli olup olmadığını ayırt etmek için anne ve babasının tepkilerini referans alır. Bu, çocukluğunda da böyle devam eder. Çünkü o olayı, kişiyi veya davranışını nasıl değerlendireceğini bilmiyordur henüz. Eğer yeni tanıştığı kişiyle annesi sıcak bir sohbet ediyorsa çocuk o kişiyle daha hızlı iletişim kurar hale gelebilir mesela... Buraya kadar güzel, hoş...
En son yayınlar

Karşı Gelmeyen Çocuk

Hemen her anne-babanın içten içe istediği şey anne babaya karşı gelmeyen, mülayim bir çocuktur. Anne babanın kurallarını benimsemiş karşı gelmeyen bir çocuğu yetiştirmek karşı gelen, kendi doğrularını direten bir çocuk yetiştirmekten daha kolaydır çünkü. Çocukların yetişkin olana dek özellikle karşı gelme atakları geçirdikleri dönemler vardır. Bu dönemler genelde geçiş dönemleridir: bebeklikten çocukluğa geçtiği dönem ve çocukluktan yetişkinliğine geçtiği dönem. İlki çocuğun tuvalet eğitimi almaya başlağı ve anneyi emmeyi bıraktığı 2 yaş civarına karşılık gelir. İkincisi ise ergenlik dönemidir. Çocukların bu geçiş dönemleri aslında gelişim için kritik dönemlerdir. Çünkü bu dönemler çocuğumuzun bir kimlikten çıkıp diğerini benimsemesini içerir. Ve gelişim her zaman sancılı bir süreçtir. Anne babaya karşı gelmek üzerine konuşacak olursak; karşı gelme de aslında gelişimin bir parçasıdır. Bazen çocuk anne babaya karşı geldiğinde 'ben senin kurallarını istemiyorum çünkü kendi kararlarım...

Depresif hissetmemizde geçmişi tekrar tekrar düşünmemiz etkili olabilir mi?

Acaba günlük hayatımızın ne kadarlık kısmını geçmişteki hesaplaşmalarımıza ayırıyoruz? Veya geçmişteki pişmanlıklarımız, acabalarımız ne sıklıkla zihnimize geliyor? İşin can alıcı kısmı şudur ki: geçmişi ne sıklıkla düşünürsek düşünelim, günlük enerjimizden ne kadarını geçmişi düşünerek harcarsak harcayalım geçmişte yaşadıklarımızla hesaplaşmamız çözülmez, geçmişle ilgili düşüncelerimiz zihnimize tekrar gelmekten vazgeçmezler. Araştırmalar göstermiştir ki depresyondaki kişilerde tekrarlayan biçimde geçmiş hakkında düşünme mevcuttur. Bu düşüncenin ismi ruminatif düşüncedir. Depresyonda karşımıza çıkan tablo geçmişte yaşadıklarımızı tekrar tekrar düşünme, tekrar tekrar hesaplaşma şeklindedir. Bunu geviş getirir gibi düşünmek diye de tanımlarız. Yani aynı düşünce, aynı anı zihinde defalarca kez işlenmeye çalışılır, tekrarlanır ancak herhangi bir neticeye ulaşılamaz, çözümlenmez. Bu geviş getiren düşünme kişiyi depresif ruh haline sokar; geçmişi tekrar tekrar düşünmek daha depresif hisse...

Kendimizi Kıyaslamak Üzerine

Kıyaslamak… Kendimizi, kariyerimizi, kazancımızı, çocuklarımızı, evliliğimizi… Etrafımızdakileri referans almak, onlarla yarışmak… Sayılı nefesimiz, sayılı günümüz olan bir misafir olduğumuz bu hayatta ne büyük enerji ve zaman kaybı… Dünya üzerinde kalacağımız gün sayısı belirli ve sayılı; nefesimiz keza aynı şekilde… Enerjimiz kısıtlı… Yaşadığımız süre içerisinde anlamlı bir şeyler yapabilmek ancak kendi hayatımıza odaklanarak, dikkatimizi başkalarının değil kendi yaşantımıza çevirerek mümkün. Kendi sahip olduklarımızı ya da arzu edip sahip olamadıklarımızı başkalarıyla kıyaslamak bize sıkıntı veya büyüklenmeden başka bir şey getirmez ne yazık ki… Kendimizi kıyasladığımız kişiden daha fazlasına sahipsek eğer bu bize huzur veya mutluluk değil büyüklenme ve kibir getirir. Sahip olduğumuz bizim için anlamsızdır artık. Bizim için anlamlı olan tek şey o noktada birilerinin önüne geçmiş, birilerini yenmiş olmaktır. İlerleme kaydetmek için kendimizi referans almalıyız. Dün olduğumuz yerden b...

Eşcinsellik doğal bir oluşum mudur? Doğuştan mıdır, sonradan mı gelişir?

Bugün güncel meselelerden biri olan eşcinselliği konuşuyoruz. Eşcinsellik doğal bir oluşum mudur? Doğuştan mıdır, sonradan mı gelişir? Heteroseksüeller kadar normal karşılanmalılar mı? Bunlar ve bunlara benzer sayısız soru... Biz burada bu sorulardan eşcinselliğin doğal bir oluşum olup olmaması, fiziksel ve psikolojik boyutlarının neler olduğu ve oluşmasında ortaya çıkan etkenlerin neler olduğunu konuşacağız. Öncelikle eşcinsellerden fiziksel bir yapısal bozukluk yaşayan bir grubun varlığından söz ederek başlayalım. Bu fiziksel bozukluk genital yapılardaki veya hormon sistemindeki bir farklılıktan kaynaklanır. Cerrahi müdahale veya hormon tedavisi ile kişi en yatkın olduğu cinsiyete yönelik yapının ön plana çıkarılması doğrultusunda bir tedaviden fayda görür. Genellikle ergenlik öncesi yaşlarda hatta bebeklikte bu yapısal bozukluk fark edilir. Çocuk hem psikolojik hem de tıbbi tedavi ile ergenlik çağına geldiğinde sağlıklı bir cinsel yaklaşıma sahip olabilir. Eşcinselliğin ortaya çıkma...

Mutlu olmak için neye ihtiyacımız var?

Sizce mutlu olmak için neye ihtiyacımız var? Bir insanı ne mutlu eder? Araştırmalar bir insanın çok iyi bir atama alması, evlenmesi, piyango çıkması veya hayatındaki çok büyük bir hedefini gerçekleştirmesinin bile mutluluk düzeyini en fazla iki hafta etkilediği yönünde. Yani bir süredir beklediği terfiyi alan kişi en fazla iki hafta daha mutlu bir insan olabiliyor. Peki sonra ne oluyor? O kişinin hayat doyum düzeyi neyse, normal mutluluk seviyesi neyse kişi ona geri dönüyor. Yani görüyoruz ki mutluluk hayatın bize vereceği ekstra şeylerle çok da alakalı değil. Bunun aksine mutluluk düzeyimiz daha fazla bizim yaşananları yorumlama şeklimiz ve hayatı anlamlandırma şeklimizle alakalı görünüyor. Ayrıca mutluluk öğrenebilen bir şey. İlk olarak ailemizde öğrendiğimiz tüm diğer şeyler gibi mutlu olmayı da ailemizde öğreniyoruz. Biz yetişirken yanımızda referans aldığımız yetişkinler hayatı nasıl yorumluyorsa biz de hayatı o şekilde yorumlamayı öğreniyoruz çünkü. Hemen her birimizin başına...

Kadınlarda Dış Görünüş ve Özgüven

Hemen her kadın zaman zaman aynaya bakıp görünüşüne dair bir şeylerin değişmesini istemiştir. Güzel olmak, güzel görünmeyi istemek adeta kadın olmanın bir parçasıdır. Hatta bazen dış görünüşüne dair olumsuz düşünceleri kadınların özgüvenini düşürücü etkiye sahiptir. Bu madalyonun ters tarafından baktığımızda ise bir kadının görünüşüyle barışık olması, sadece kadın olduğu için ona verilmiş olan bir güzellik olduğunun farkında olması onun için mutluluk ve özgüven kaynağıdır. Ergenlik ve genç yetişkinlik dediğimiz dönemde kadınlar için dış görünüşleri ciddi bir uğraş meselesidir. Özellikle ergenlik dönemindeki kızların henüz beden algısı tam olarak oturmadığı için fiziksel görünüşleriyle uğraşlarına çok sık rastlarız. Ergenlik döneminde aslında normal olarak karşıladığımız bu süreç ne yazık ki bazı sektörler tarafından mali amaçlar doğrultusunda sömürülmektedir. Tekstil, kozmetik ve güzellik merkezi adı altında estetik işlem yapan sektörler bunların en başında gelenleridir. Bu sektörleri ...