İyi olalım, bize iyi gelenlerle olalım... Gün içerisinde karşılaştığımız, vakit geçirdiğimiz insanların kimler olduğunun o günkü ruh halimize etkisinin olduğunu fark ettiniz mi? Muhtemelen evet, farkettiniz... Bunun sebebi ayna nöronlarımızdır. İnsan zihni karşısındakinin mimiklerini taklit eder ve iletişimde karşısındaki kişiyi taklit ederek uyum sağlar. Güler yüzlü bir kişinin karşısında hiç gülümsemeden kaç dakika durabiliriz? Daha neşeli, güler yüzlü, enerjik insanlar bizim de enerjimizi yükseltir. Tam tersi karamsar, asık yüzlü birinin karşısında inatla gülümsemeyi sürdürebilir miyiz? Bu durumun bir de bilişsel bir yönü var. Yani karşımızdakinin dünya görüşünden, hayat memnuniyetinden etkilenir ve onu taklit ederiz. Sık görüştüğümüz kişilerin ister istemez düşünce yapılarından, hayat görüşlerinden, hayat memnuniyet düzeylerinden, ruh hallerinden bir şeyleri taklit eder kendimize alırız. Hatta bunların bazıları kalıcı olur. Aynı aileye mensup kişiler aynı olayları benzer şekil...
Anne - babalığın en temel iç güdüsü çocuğunu zarar görmeden büyümesi için her türlü tehlike senaryosundan korumadır. Bu sebeple ebeveynlik yolculuğunda çocuğun hemen her yaşında devam eden süreğen bir endişe duygusu eşlik eder. Özellikle kişilik yapınız biraz daha kaygıya meyilliyse... Evet, sürekli evladının zarar görmesinden endişeleniyor olmak yorucudur. Hatta endişelerinin bir kısmı gerçekçi değildir. Ancak bugün bizim endişelerimizin çocuğumuz için etkisinin ne olacağını konuşacağız. Bebekler dünyaya geldiklerinde dünyayı tanımıyor haldedirler. Sadece annelerinin koku ve sesini tanıyorlardır. Bebek, tanımadığı dünyada neyin güvenli olup olmadığını ayırt etmek için anne ve babasının tepkilerini referans alır. Bu, çocukluğunda da böyle devam eder. Çünkü o olayı, kişiyi veya davranışını nasıl değerlendireceğini bilmiyordur henüz. Eğer yeni tanıştığı kişiyle annesi sıcak bir sohbet ediyorsa çocuk o kişiyle daha hızlı iletişim kurar hale gelebilir mesela... Buraya kadar güzel, hoş...